İnsan hakları
yeryüzünün en barışçıl silahıdır; bizi korur.
Kurallar gibidir; nasıl davranacağınızı bize söyler.
Yargıçlar gibidir; ona başvurabiliriz.
Duygular gibi soyuttur ama duygular gibi herkese aittir.
Ve her ne olursa olsun hep vardır.
Tıpkı doğa gibidir; ortadan kaldırılamaz.
Tıpkı ruh gibidir; yok edilemez.
Zamana benzer; zengin ve fakir, yaşlı ve genç, siyah ve beyaz, uzun ve
kısa hepimize aynı biçimde davranır.
Bize saygı sunar ve bize de başkasına saygı duyma sorumluluğunu yükler.
İnsan hakları, insan olmanın kazandırdığı haklardır; başkası tarafından
verilen bir söze ya da teminata bağlı olarak ya da satın alarak elde
ettiğimiz haklar değillerdir. İnsan hakları, insan olmamızın ve insan
onurumuzun doğal bir sonucudur.
İnsan onuru ve eşitlik, insan hakları fikrinin merkezinde yer alan iki
temel değerdir. Bütün insanların eşit olması, insan haklarını evrensel
kılar, insan hakları daha iyi ve onurlu bir yaşam için gerekli olan
temel standartlar tanımlandığında anlaşılabilir.
İnsanların ve toplumların yaşamlarını insan onuru ve eşitliği temelinde
birlikte sürdürebilmeleri için gerekli olan değerler ise özgürlük,
adalet, ayrımcılık yapmamak, başkalarına saygı göstermek, hoşgörü ve
sorumluluktur.
Ayrım gözetmeksizin herkes insan haklarına sahiptir; suçlular, devlet
başkanları, çocuklar, kadınlar, erkekler, Afrikalılar, Avrupalılar,
Asyalılar, mülteciler, işsizler, özel kuruluşlarda çalışanlar,
öğretmenler, sanatçılar, işçiler... Çünkü herkes insandır. İnsan
haklarının gücü, herkese eşit davranılması ilkesinden gelir.
İnsan hakları bizim için vardır ve insan haklarının tümüne saygı
duyulması bizim hakkımızdır. Kişisel haklarımız, fiziki ve ahlaki
bütünlüğümüzü korur ve kişilerin kendi düşünce, din ve inançlarını
korumalarına izin verir. Eşitlik ve özgürlük hakkı, düşünce ve ifade
özgürlüğü, dini vecibelerini yerine getirme özgürlüğü, işkence görmeme
ve öldürülmeme hakları gibi.
İşkence, kötü ve insanlık dışı muamele ya da cezalandırma, hiçbir
biçimde haklı çıkarılamaz ya da hukuken veya ahlaken savunulamaz. "Emir
almış olmak" da mazeret olarak kabul edilemez. İşkence görmeme hakkı,
hiç bir koşulda askıya alınamayacak, istisnası ve sınırlaması olmayan
mutlak bir haktır.
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne ilişkin haklar, kişilerin düşünce ya
da inanç değiştirme özgürlüğü ile din ya da inancını tek başına ya da
topluca ve açıkça ya da özel olarak yaşama ve açıklama özgürlüğünü
içerir. Müslüman, Katolik, Ortodoks, Yahudi, Ateist ne olursa olsun
herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini belirtir..
Medeni haklarımız, yasal ve siyasal sistem içinde keyfi uygulamalara
maruz kalmamamızı sağlar. Örneğin: Keyfi gözaltı ve tutuklanmaya karşı
korunma, mahkeme tarafından suçlu olduğuna karar verilene kadar masum
sayılma hakkı, itiraz hakkı gibi.
Siyasi haklarımız toplumsal yaşama katılmak için gerekli olan
haklarımızdır. Oy kullanma hakkı, siyasi partilere katılma hakkı,
özgürce bir araya gelme ve toplantılara katılma hakkı, bilgiye erişme
hakkı ve düşünceyi ifade etme hakkı gibi.
İnsan onuru, medeni ve siyasal hakların verdikleriyle
sınırlandırılmaktan çok daha ötededir, insanların temel gereksinimlerini
nasıl karşılayacaklarını ve birlikte nasıl çalışacaklarını düzenleyen
haklarımız vardır. Bu haklar, eşitlik ilkesi ile sosyal ve ekonomik
araçlara erişimin garanti altına alınması ilkesine dayanırlar.
Özgürlükten yoksun bırakılmak nasıl hoş görülemezse, aşırı yoksulluk
içinde bırakılmak da aynı biçimde hoş görülemez. Bu nedenle sosyal ve
ekonomik hakları savunmak son derece önemlidir. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi devletlere, çalışma koşulları, adil ücret, grev, iş alanında
kadın ve çocukların korunması gibi 23 toplumsal ve ekonomik hakkı
güvence altına almalarını önerir.
Ekonomik haklar, yalnızca çalışma hakkını, yeterli yaşam standardına
sahip olma hakkını, konut hakkını ve emeklilik hakkını içermez. Aynı
zamanda insan onurunun korunması için maddi güvencenin gerekli olduğunu,
anlamlı bir işin yokluğu ya da yeterli bir barınağa sahip olmama
durumunun insan onurunun zedelenmesine yol açtığını kabul eder.
Sosyal haklarımız toplumsal yaşama tam katılım için gerekli olan
haklardır. Öncelikli olarak eğitim hakkını, aile kurma ve sürdürme
hakkını, sağlık hakkını, ayrımcılıktan korunma hakkını içerir.
Kim olursak olalım, toplumsal ya da ulusal kökenlerimiz ne olursa olsun,
kadın ya da erkek olalım, eğitim hepimizin hakkıdır. Ana ve babaların
çocukları için düşüncelerine ve inançlarına uygun bir eğitim verme
hakkına saygı gösterilir. Ancak doğal olarak bu eğitimde çocuğun
haklarını zedeleyici hiçbir unsur bulunmamalıdır.
Kültürel haklar, kendi kültürel birikimi ile toplumun kültürel yaşamına
özgürce katılma hakkını ve bu kültürü gelecek nesillere aktarabilmek
için eğitim hakkını kapsar. Yine de kültürel olarak sınıflanmayan diğer
birçok hak, özellikle toplum içinde azınlıkta kalan gruplar için öznel
kültürlerini korumak açısından son derece önemlidir. Örneğin;
ayrımcılığa uğramama ve kanunlar karşısında eşit biçimde korunma hakkına
sahip olmak gibi.
Bu hak ve özgürlükler; cinsiyete, ırka, renge, dile, dine, siyasal ya da
başka düşünceye, toplumsal ya da ulusal kökene, azınlık olmaya, servete
ya da diğer tüm durumlara dayanan herhangi bir ayrım gözetmeden
sağlanmalıdır.
Hepimiz insan haklarını korumalıyız. Ulusal ve uluslararası düzenlemeler
ve/veya kamu otoritesini kullananlar insan hak ve özgürlüklerini
kısıtlayabilirler. Ancak hiç kimse bu kısıtlamaların evrensel insan
haklan normlarını ihlal ettiğine işaret etmezse, haklarımızın ihlali
devam eder. Bireyler olarak, kendi yaşamlarımızda başkalarının haklarına
saygı göstermenin yanı sıra, kamu otoritelerinin ve diğerlerinin
faaliyetleri üzerinden gözümüzü ayırmamalıyız. Koruyucu sistemler bizim
için vardır. Biz de bunları kullanmalı ve gelişimine katkıda
bulunmalıyız.
İnsanın değişimi ve gelişmesinin sonucunda 10 Aralık 1948 yılında
yayınlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi doğmuştur. Türkiye,
Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden birisi olarak İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi'ni ilk onaylayan ülkeler arasında yer almış ve insan
hakları konusundaki önemli sözleşmelerin büyük bölümüne taraf olmuştur.
İnsan hakları ve temel özgürlükler alanında diğer demokrasilerle aynı
değer ve amaçları paylaşan Türkiye, insan hakları standartlarının en
yüksek düzeye getirilmesi amacıyla son yıllarda birçok önemli adım
atmıştır
Ülkemizde 2000 yılında 81 il ve 850 ilçede "İnsan Hakları İl ve İlçe
Kurulları" kurulmuştur. Bu kurullar, 23 Kasım 2003 tarihli Resmi
Gazete'de yayımlanan yönetmelikle yeniden yapılandırılmış, kurullarda
sivil toplumun temsili güçlendirilmiştir. Söz konusu kurullar, insan
haklarının korunması ve geliştirilmesi için çalışmalar yapmaktadır.
Kurullar, öncelikle idarenin uygulamalarında vatandaşlara hoşgörü ve
nezaketle yaklaşılmasını sağlamakla ve insan hakları ihlallerinin
önlenmesi için gerekli çalışmaları yapmakla yükümlüdür. Hak ihlaline
şahsen uğradığınız ya da tanık olduğunuz her durumda, kaymakamlık
binasında bulunan insan hakları danışma ve başvuru masaları aracılığı
ile bu kurullara başvuruda bulunabilirsiniz.